Yayınlanma tarihi: 15 Temmuz 2019 Pazartesi, 10:47
Avustralya'da gözleri ve gagaları kanayarak ve çığlık atarak gökyüzünden düşen kuşların bilinçli şekilde zehirlendiğine inanılıyor (Sarah King, Facebook)
Adelaide yakınlarındaki One Tree Hill’deki bir okul yakınlarına düşen kuşların zehirlendiği düşünülüyor.
King “Oraya gittiğinde beni aradı. Gerçekten huzursuzdu ve orada müdahale edebileceğinden daha fazla kuş olduğunu söyledi. Kuşlar tam anlamıyla ağaçtan, gökyüzünden önüne yağar gibiydi. Bunların aslında sadece iki veya üçü ölüydü. Gerisi sadece yerde çığlık atıyordu. Artık uçamıyorlardı, gagalarından kan geliyordu… Gördüklerimiz korku filmini aratmıyordu.”
Kurum, kuşların bilinçli zehirlendiğine inanıyor. Diğer corella türleri Avustralya’da tarım ürünlerine zararlı kuşlar olarak görülüyor. Yerel konsey bunlarla öldürücü olmayan metotlarla savaşmayı öneriyor.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre Ancak King söz konusu durumdaki zehirlemenin “korkunç” olduğunu söyleyerek, bunun bazı durumlarda kuşların birkaç gün sürebilecek yavaş ve acılı ölümüne sebep olabileceğini düşünüyor.
Daha önce de gökyüzünden çok sayıda kuş yağmış ve benzer görüntüler yaşanmıştı.
ABD’nin Arkansas eyaletinde 2011 yılbaşı arifesi zamanı 5 bin kadar kuş gökyüzünden ağaçlara, elektrik direklerine ve binalara yağmıştı. Olay 5 bin nüfuslu Beebe şehrinde yaşanmış ve yöre halkının kuş leşlerini kıyamet alameti diye yorumlamasına yol açmıştı.
Hayvanların havai fişeklerin gürültüsünden korkarak öldüğü veya yere çakıldığı düşünülüyor. Nitekim 5 bin kuşun öldüğü olaydan bir yıl sonra aynı şehirde bu defa 100’den fazla kuş öldü.
Kadınlar için genital bölgeye ağda yaptırmak, fazlasıyla mahrem bir deneyim. Sadece müşteri için değil, ağda yapan kişi için de öyle. Peki seans sırasında bir ağdacı nelerle karşılaşır, neler duyar, neler düşünür? İsmini vermek istemeyenbir güzellik salonu çalışanı BBC'den Lizzie Pook'a anlattı:
Açık söyleyeyim: Genital bölge ağdası yapmak, bacak ağdası yapmaya benzemez. Çok daha fazlası vardır: Çok daha gevşek ve hassas bir deri, gizlenmiş tüyler, hatta adet kanaması... En büyük fark ise, müşterinin bir yabancıya en mahrem yerini açması.
Bence tam da bu yüzden müşterilerimin gözünde bir psikolog ya da danışmana dönüştüm.
Onlar yarı çıplakken bikini bölgelerinde ellerim dolanıp duruyor sonuçta. Her şeyi görüyorsunuz. Bütün sınırlar yıkılıyor, bir çeşit zorunlu samimiyet oluyor.
Onlar bana fiziksel özelliklerini yargılamayacağım konusunda güveniyorlar ve bence, tam da bu nedenle, ahlaki konularda da onları yargılamayacağımı da biliyorlar.
"Kayınvalidesini çekiştiren de var, aldattığını söyleyen de"
Birine ağda yaptığımda, onun hakkında çok şey öğrenirim.
Müşterilerin çoğu ağda sırasında sohbet etmeyi sever. O kadar ki, ben aşağıda ağdasıyla ilgilenirken, birini aldattıklarını da anlatabiliyorlar. Bazen arkadaşlarını, bazen kayınvalidelerini çekiştiriyorlar.
Bazıları boşandıktan sonra aldatıldıklarını öğrendiğini benimle paylaşıyor.
"Kocam çok çalışıyor" diyen de var, "Az çalışıyor" diyen de.
Bence ağda, bir anlamda vücutlarının kontrolünü yeniden ellerine almaları demek. Onları kendileriyle ilgili uzun zamandır düşünmedikleri şeyler hakkında düşünmeye sevk ediyor.
"Müşterinin vajinasını hatırlamam bile"
İlgimi çeken başka bir konu da, bir yakını öldükten sonra vajinal bölge ağdası yapmaya gelenler.
Sanki bir kaosun içinde gibiler ama aynı zamanda yaşamları ve bedenlerini de bu şekilde kontrol altına alabildiklerini hissediyorlar. Uzun zamandır dağınık olan rafınızı düzenlemeye eşdeğer bir fiziksel davranış, ağda yaptırmak
Telif hakkıSANDRINE BOULET
Kadın anatomisine gelince, beni hiçbir şey şaşırtmıyor. Zaten hiçbir zaman birinin vajinasına o kadar detaylı bakmıyorum. Daha çok kılların kalınlığı, çıkış yönü, dudakların içinde gizlenen tüyler gibi detaylarla ilgileniyorum. Büyük resme bakmıyorum yani.
Bir kadın odadan çıktığında, vajinasının neye benzediğini hatırlamam çünkü kadın bedenine ait görüntüler ve kokulara karşı duyarsızlaşıyorsunuz.
İşeme korkusu
Müşterilerin çoğu ben onlara ağda yaparken işemekten korkar ama bu daha önce başıma hiç gelmedi.
Ağda sırasında adet kanaması ise, çok sık karşılaştığım bir deneyim
Ya peçete ya da tampon koyarak önlem alır, işimize bakarız. Öte yandan böyle anlamda hijyen önceliğiniz olmalı. Eldiven takar, her seferinde ağda çubuğunu değiştiririm. Belki bana pahalıya patlar ama müşterinin düzenli olarak bana gelmesini sağlar.
"Gaz çıkarmamak için kalçalarını sıkıyorlar"
Ağda koltuğunda gaz çıkarma ise, kesinlikle başa gelen bir şey.
Bir seferinde tüyleri almam için arkasını dönen ve poposunu ayıran bir kadın, büyük bir gürültüyle gaz çıkardı. Önce o kıkırdadı, sonra ikimiz de güldük geçtik.
Herkes pırt yapmaktan korkuyor. Bazıları gaz çıkarmamak için kalçalarını sıkıyor. Oysa bu son derece normal, tabii ki olacak.
Biriyle birlikte olanlar ve bekarlar, genelde randevularına sadık kalır. En ufak bir kıl istemezler. Düzenli ilişkide olan ve evli olanların o kadar da sık geldiğini söyleyemeyeceğim ama birçoğu, partnerlerinin tüylerden rahatsız olduğunu söylüyor.
Açıkçası bu beni biraz üzüyor. Siz kendiniz için ağda yaptırmalısınız, hayatınızdaki kişi için değil.
Ağda sırasında görüntülü iş görüşmesi
Bazı müşterilerin üzerinde zaman baskısı oluyor ve hızlı olmam gerekiyor.
Bir keresinde müşterim ağda sırasında görüntülü telefon görüşmesi bile yaptı.
Telif hakkıAMELIA FLOWER
Telefonu sadece göbeğinin üstünü gösterecek şekilde yerleştirdik. Ben aşağıda ağda yaparken, belinden yukarısı tamamen profesyonel ve sakin bir şekilde görüşmesini gerçekleştirdi.
"Güzin Abla'ya dönüştüm"
İşim özel hayatımı kesinlikle etkiliyor çünkü her gün, başka bir yabancının sorunlarını dinliyorum. Bu nedenle arkadaşlarıma da "güzin abla" gibi davranır oldum.
Öte yandan her seferinde kendime herkesi ve her şeyi düzeltemeyeceğimi hatırlatmam gerekiyor.
Eğer hepsinin dertlerini ve streslerini omzuma yüklenirsem, hayat benim için imkansızlaşır.
Biraz derimi kalınlaştırmam gerekti ama asla işimi değiştirmezdim. Müşterilerin odamdan çıktığında kendilerini birçok yönden daha hafif hissettiklerini bilmek beni mutlu ediyor.
Tam 25 defa kalp krizi, 3 defa beyin kanaması geçirdi
Manisa'da yaşayan 56 yaşındaki Nail Yavuz, 2007 ile 2019 yılları arasında 25 defa kalp krizi, 3 beyin kanaması ve 2 kez felç geçirirken hayatını keçi sütüne ve zeytinyağına borçlu olduğunu ifade etti.
Yayınlanma tarihi: 24 Haziran 2019 Pazartesi, 14:50
Manisa'nın Soma ilçesinde yaşayan doğal gaz ve telekom ustası Nail Yavuz'un 2007 yılında başlayan sağlık sorunları 2019 yılına kadar devam etti. Bu süre içersinde defalarca ölümle burun buruna gelen Yavuz'un 4 kez duran kalbi tekrar çalışarak doktorları bile şoka uğrattı. Defalarca ölümle burun buruna gelen Yavuz, "2007 ile 2019 yılları arasında 25 kalp krizi geçirdim. Bunların dışında 3 beyin kanaması, 2 felç, sağ ayağında damar yok, 2009 yılında bacak damarlarım tıkanarak yapay damar takıldı. Kalbimde 5 stent ve pil takılı. Kalbim durduğunda pil devreye giriyor. Doktorların söylediğine göre 4 sefer ölmüşüm. Hatta bir seferinde öldü diye bırakılmışım. 2 saat sonra kendime geldiğimde doktorun yakasına elimi vurduğumda doktor şok geçirdi" dedi.
Manisa'da yaşayan 56 yaşındaki Nail Yavuz, 2007 ile 2019 yılları arasında 25 defa kalp krizi, 3 beyin kanaması ve 2 kez felç geçirirken hayatını keçi sütüne ve zeytinyağına borçlu olduğunu ifade etti.
Manisa'nın Soma ilçesinde yaşayan doğal gaz ve telekom ustası Nail Yavuz'un 2007 yılında başlayan sağlık sorunları 2019 yılına kadar devam etti. Bu süre içersinde defalarca ölümle burun buruna gelen Yavuz'un 4 kez duran kalbi tekrar çalışarak doktorları bile şoka uğrattı. Defalarca ölümle burun buruna gelen Yavuz, "2007 ile 2019 yılları arasında 25 kalp krizi geçirdim. Bunların dışında 3 beyin kanaması, 2 felç, sağ ayağında damar yok, 2009 yılında bacak damarlarım tıkanarak yapay damar takıldı. Kalbimde 5 stent ve pil takılı. Kalbim durduğunda pil devreye giriyor. Doktorların söylediğine göre 4 sefer ölmüşüm. Hatta bir seferinde öldü diye bırakılmışım. 2 saat sonra kendime geldiğimde doktorun yakasına elimi vurduğumda doktor şok geçirdi" dedi.
"Tansiyonum 33'ü gördü"
Tansiyonunun 23'ten aşağı düşmediğini ifade eden Yavuz, "İstanbul Siyami Hersek Kalp Damar Hastanesi, Bursa Çekirge Devlet Hastanesi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Trabzon Haçka Devlet Hastanesinde tedavi gördüm. Gittiğim hastanelerde beklemeden tedavi görüyorum. Kalp krizi artık benim için yüklü bir tırın üzerinden geçtiği şeklinde görüyorum. Yıllardır tansiyon hastalığım var. Tansiyonum 23'den aşağı düşmüyordu. Tansiyonum en yüksek 33/23'e kadar çıktı. Doktorlar müdahale ederken sağ ayağımda damar tıkanıklığından dolayı şiddetli ağrım vardı. Bacağım ile ilgilenilmesini istedim" diye konuştu. "Hayatımı keçi sütü ve zeytinyağına borçluyum"
Hayatını organik beslenmeye bağlayan Yavuz şunları söyledi:
"Hayatta olmamı keçi sütüne ve zeytin yağı ile beslenmeme bağlıyorum. Doğduktan 15 yaşına kadar keçi sütü ile beslenmişim. Organik beslendim. Keçi sütü şimdi pahalı olduğu için alma gücüm yok. Kalbimde pil olması nedeni ile Yüksek Gerilim hatları, X-Ray cihazlarından geçmem, elektronik cihaz kullanmam yasak. Telefonu doktor kontrolünde kullanıyorum. Günde 16 ilaç kullanıyorum. Sağlık ocağına ilaç yazdırmaya gittim. Doktor 'Sen nasıl yaşıyorsun bu ilaçlarla ölmen gerekirdi. Bu ilaçları bünye kaldırmaz' dedi. 'Takdiri ilahi' dedim." "En büyük hastalık stres"
Soma'nın havasının kirli olduğunu belirten ancak memleket özleminden dolayı Soma'da olduğunu söyleyen Yavuz Somalılara ise tavsiyelerde bulundu. En büyük hastalığın stres olduğunu belirten Yavuz, "Sağlığınıza dikkat edin. Sağlık gibisi yok. En büyük yaşam kaynağı sağlık. En büyük hastalık stres" dedi.
İstanbul’un göbeğinde boğaza karşı ‘organik tarım’ MAHALLEDE TOHUM TAKAS ETKİNLİĞİ DÜZENLENİYOR
Kuleli Emek Mahallesi Derneği, sertifikasız yerli tohumun satışı yasak olduğu için her yıl tohum takas etkinliği düzenliyor. Etkinlikte, yerli tohumlar ücretsiz olarak el değiştiriyor. İstanbul'un denizi ve tarihiyle ünlü ilçesi Üsküdar'da bulunan Kuleli Emek Mahallesi, betonlaşma ve yüksek binalara meydan okuyor. Tek katlı ve bahçeli evlerden oluşan mahallede vatandaşlar, yerli tohum kullanarak organik tarım yapıyor. Dededen gelen 80 yıllık geleneği sürdüren mahalleli, elde ettikleri ürünleri ise kurdukları dernek çatısı altında satıyor. İlçenin denize açılan kapısı konumundaki Kuleli Emek Mahallesi kültürü ve özgün yapısıyla 80 yıldır dimdik ayakta duruyor. Bu mahalleyi diğerlerinden ayıran en büyük özellik ise herkesin birbirini tanıması ve her evin bahçesinde tarım yapılması. Dededen kalma tek katlı bahçeli evleri ve doğasını korumak adına 2 yıl önce Kuleli Emek Mahallesi Derneği'ni kuran mahalleli, yıllardır geleneksel yöntemlerle yaptıkları tarımı dernek sayesinde daha bilinçli yapmaya başladı. Yerli tohum kullanılarak tarım yapılan evlerin bahçelerinde ürünlerin verimliği iki katına çıktı. 69 yıldır orada yaşayan Mehmet Yılmaz, “ 'Ataşehir'de gökdelenlerden bir daire vereyim bu mahalledeki evinizi satın' deseler vermem. Ben burada çok mutluyum diyerek mahalleye olan bağlılığını anlattı. 30 haneli mahallede 2 bine yakın kişi yaşıyor. Mahalle sakinleri bahçelerinde biber, domates, patlıcan, salatalık gibi pek çok ürün yetiştiriyor. Bu yıl üretilen ürünleri tespit etmek ve kayıt altında tutmak için dernek tarafından her bahçenin defteri de tutulacak. “BAHÇELERİ EVLERİNDEN BÜYÜK BİR MAHALLEDE YAŞIYORUZ"
Kuleli Emek Mahallesi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yeşim Yılmaz, “Biz İstanbul'un göbeğinde evleri bahçelerinden küçük kocaman bir bahçe içinde mahallede yaşıyoruz. Doğayla iç içeyiz. Eskiden anneden kalma yöntemlerle tarım yapıyorduk. Şimdi daha çok bilimi kullanıyoruz. Yerel tohum kullanarak ürünler yetiştiriyoruz. Yetiştirdiğimiz ürünleri önce biz kullanıyoruz, mutfak ihtiyaçlarımızı azaltıyoruz. Doğru tarım uygulamalarıyla ürün yetiştirdiğimiz için çok verimli sonuçlar alıyoruz artan ürünleri de komşularımıza, dışarıdan gelen insanlara satarak ek gelir elde ediyoruz" dedi. YAĞMUR HASADI İÇİN DEPOLARA İHTİYAÇLARI VAR
Tarım yöntemlerini anlatan Yılmaz, “Damla sulama sistemi kullanıyoruz ve yağmur hasadı yaparak su masraflarını azaltmaya çalışıyoruz. Dernek çatısı altında tarım yapıyoruz. Bu nedenle desteğe ihtiyacımız var. İnsanlar eski kullandıkları depoları bizimle paylaşırlarsa yağmur hasadında kullanabiliriz çok da memnun oluruz" diye konuştu. “DAHA YÜKSEK VE HAVUZLU BİNALAR İSTEMİYORUZ"
Mahallelinin derdinin lüks yaşam olmadığını söyleyen Yılmaz, “Burası 80 yıllık dededen toruna devrolan bir mahalle, herkes birbirini tanır, insanların anahtarları evlerinin kapısının üstündedir çok güvenli bir mahalledir. Burada doğdum, büyüyorum ve umarım bu mahallede ölürüm. Mahallede kimsenin derdi daha lüks yaşamak değil. Daha sağlıklı yaşamak istiyoruz. Bu nedenle insanlar bahçelerini korumak istiyor o nedenle daha yüksek ve havuzlu binalar istemiyoruz" ifadelerini kullandı. “ÜRÜNLERİMİZ ÇOK VERİMLİ"
Çok verimli ürünler elde ettiklerini vurgulayan Yılmaz, “Kentsel dönüşüm bizi etkilemiyor çünkü boğaz öngörünüm bir mahalle olduğumuz için sit alanı bu da bizim tutunağımız. Çok verimli ürün elde ediyoruz. Hayvansal gübre kullanıyoruz asla ilaç kullanmıyoruz. Doğa şartlarından dolayı zarar gören meyveleri gübre olarak tekrar doğaya bırakıyoruz, onları kurtarmak için ilaç vermiyoruz" dedi. SIRTIMIZDA SU TAŞIYARAK AĞAÇLARI DİKTİK
Mahallede doğup büyüyen ve oradan ayrılmayı hiç düşünmediğini söyleyen 69 yaşındaki Mehmet Yılmaz ise, “Biz, çocuklarımız ve torunlarımız doğal ürünleri yesin diye uğraşıyoruz. Eskiden mahallede hiç ağaç yoktu. Bizim gibi insanlar sırtlarında su taşıyarak bu ağaçları yetiştirdiler. Şimdi bana deseniz ki 'Ataşehir'de gökdelenlerden bir daireye vereyim bu mahalledeki evinizi verin' vermem. Ben burada çok mutluyum. İnşallah buralar çocuklarıma ve torunlarıma kalacak. Onlar da böyle sağlıklı ve uzun ömürlü yaşasınlar" diye konuştu. Sare Alp de, 54 yıldır mahallede yaşadığını aktararak, “Bahçemizde derneğin yardımıyla yerli tohum ekiyoruz. Elimizden geldiği kadar, patlıcan, biber, domates, nane gibi her şeyi ekiyoruz" diye konuştu.
Yavru kutup tilkisinin destansı yolculuğu: 76 günde Norveç'ten Kanada'ya 3 bin 506 kilometre yürüdü
Yiyecek bulabilmek için 76 günde toplam 3,506 kilometre yürüyerek Svalbard'dan Kanada'nın kuzeyine giden yavru kutup tilkisinin 'destansı yolculuğu' bilim insanlarını şaşırttı.
Getty Images
Yiyecek bulabilmek için 76 günde toplam 3,506 kilometre yürüyerek Norveç'e bağlı takım adalar Svalbard'dan Kanada'nın kuzeyine giden yavru kutup tilkisinin 'destansı yolculuğu' bilim insanlarını şaşırttı.
Norveç Kutup Enstitüsü uzmanları, Svalbard'a bağlı Spitsbergen adasında GPS çipi taktıkları dişi tilkiyi geçen yıl Mart ayında doğaya salmıştı.
Henüz bir yaşına basmayan tilki, Batı yönünde 1,512 kilometre yürüyerek 21 gün sonra Grönland'a ulaştı.
Burada kalın kürkü sayesinde aşırı soğukta hayatta kalmayı başaran tilki, yolculuğunun ikinci ayağında yaklaşık 2 bin kilometre daha yürüyerek Kanada'nın Ellesmere Adası'na gitti.
Ama uzmanları en çok şaşırtan şey, tilkinin bu kadar yol yürümesinden ziyade, bu mesafeyi bu kadar kısa sürede kat etmesi oldu. Tilki günde ortalama 46 kilometre yol yürüdü. Bazı günler bu, 155 kilometreye kadar çıktı.
BBC
Kayıtlara geçen en uzun yolculuk
Kutup Enstitüsü'nden Eva Fuglei, Norveç devlet televizyonu NRK'ya "Gözlerimize inanmadık. Öldü de bir tekneye konuldu sandık. Ama bölgede tekne yoktu" dedi.
Bu, kayıtlara geçen en uzun tilki yolculuğu oldu.
Norveç Doğa Araştırmaları Enstitüsü, hayvanların Kuzey Kutbu'nda hızla değişen mevsim koşullarına nasıl uyum sağladığına ilişkin bir proje kapsamında izlemeye alındı.
Fuglei, "Yazın yeterince yiyecek var. Ama kışın koşullar ağırlaşıyor. Bu dönemde Kutup tilkileri yiyecek bulup hayatta kalabilmek için göç ediyorlar. Ama bu minik yaratık, olağanüstü bir dayanıklılık göstererek, şimdiye kadar izlediğimiz tüm tilkilerden çok daha fazlasını yaptı" diye konuştu.
Tilki üzerindeki verici Şubat'ta durduğu için hayvanın Kanada'daki koşullara nasıl uyum sağladığı bilinmiyor.
Svalbard'daki tilkiler, ağırlıklı olarak deniz canlılarıyla besleniyor. Ellesmere'deki tilkiler ise daha çok yaban sıçanı avlıyor.
Küresel ısınma nedeniyle Kuzey Kutbu'nda buz kütlelerinin azalması tilkileri yeni koşullara uyum sağlamaya zorluyor.
Hayvanların artık İzlanda'ya gidememesi nedeniyle zaman içinde Svalbard'daki tilki nüfusunun iyice tecrit olabileceği söyleniyor.
Eva Fuglei "Ama hala umut var. Zira yüksek sıcaklıklar Svalvard'da geyik nüfusunu artırabilir. Tilkiler de bu hayvanların leşleriyle ayakta kalabilir" diyor.
Hindistan'da bir kadın, kocası TikTok adlı uygulamayı 'yasaklaması' sonrası zehir içerek kendini öldürdü. Zehir içtiği anı kaydederek eşine gönderen kadın hastanede yaşamını yitirdi.
DUVAR – Hindistan’da iki çocuk annesi 24 yaşındaki bir kadın, kocası TikTok adlı uygulamayı kullanmasını yasakladığı için zehir içerek intihar etti. Kadın, zehir içtiği o anları kayda alarak eşine gönderdi.
Olay, Hindistan’ın Tamil Nadu eyaletinde Perambalur şehrinde meydana geldi. Shiva adlı adam, eşi Anitha’nın video oluşturma ve paylaşma uygulaması olan TikTok’ta çok fazla vakit geçirdiği, çocukları ihmal ettiği ve bunun bir bağımlılığa dönüştüğü gerekçesiyle uygulamayı kullanmasını yasakladı. Bunun üzerine Anitha, zehir içerek intihar etti.
Anitha zehir içtiği anları da kayda alarak videoyu WhatsApp üzerinden, o sırada iş için Singapur’da bulunan kocası Shiva’ya gönderdi. Görüntülerde Anitha’nın, beyaz bir şişeden siyah bir sıvı içtiği görülüyor. Görüntüleri izleyen Shiva, durumu hemen akrabalarına bildirdi. Eve giden akrabalar ise kadını hemen hastaneye götürdü ancak Anitha hastanede hayatını kaybetti.
İLK ‘TİKTOK ÖLÜMÜ’ DEĞİL
Yerel medya, ocak ayında Maharashtra eyaletinin başkenti Mumbai’de 15 yaşındaki bir kızın, TikTok uygulamasında çok fazla vakit geçirdiği gerekçesiyle kendisini ikaz eden büyükannesine kızarak, doğum gününde kendini asarak intihar ettiğini; Nisan ayında da Delhi eyaletinde Salman Zakir isimli 19 yaşındaki gencin yine TikTok videosu çekerken yanlışlıkla arkadaşı tarafından vurulduğunu duyurdu.
GEÇİCİ OLARAK YASAKLANMIŞTI
Bu ölümlerden sonra nisan ayında Tamil Nadu’da bulunan Madras Yüksek Mahkemesi, uygunsuz içerikleri gerekçe göstererek uygulamayı yasaklayan geçici bir karar aldı. Bu kararla uygulama Google Play Store ve Apple’ın App Store’undan 25 Nisan’a kadar kaldırılmış, ancak daha sonraki bir kararla uygulamanın yasağı kaldırılmıştı. (Sputnik)
Yayınlanma tarihi: 13 Haziran 2019 Perşembe, 13:35
Esenyurt İnönü Mahallesi'ndeki 4 katlı binanın giriş katındaki daireden gelen kötü kokular üzerine durum polise bildirildi. Zile basılmasına rağmen kapı açılmayınca çilingir yardımıyla içeriye girildi. Daireye giren polis, elleri iple bağlanmış ve vücudunda darp izleri bulunan kadına ait ceset ile karşılaştı. Cesedin Elif Uzun adlı kadına ait olduğu belirtilirken polisin olayla ilgili incelemesi sürüyor.
İstanbul, Esenyurt'ta kötü kokular gelen eve giren polis, vahşice öldürülmüş bir kadına ait ceset buldu. Eşi Elif Özden Uzun’u ellerini bağlayıp öldürüp yatak odasına kapatan katil zanlısı Erhan Uzun'un evdeki kızı S.'ye, "Annen hasta odaya girme sana da bulaşır” dediği öğrenildi.
Olay, İncirtepe Mahallesi’nde bulunan bir apartmanda meydana geldi. İddiaya göre, yaklaşık 10 yıldır evli olan güvenlik görevlisi Elif Özden Uzun (29) ve marangoz eşi Erhan Uzun (29) bir süredir bilinmeyen bir sebepten tartışma yaşıyordu. Elif Özden Uzun’un mesai arkadaşı bir süredir işe gelmemesi üzerine merak etti.
Mesai arkadaşı saat 10.30 sıralarında Uzun'un evine kontrol etmeye gitti. Kapıyı Uzun'un 8 yaşındaki kızı S. açtı. Durumdan şüphelenen mesai arkadaşı Esenyurt İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerine haber verdi.
Eve gelen polisler kadının vücudunda kesikler ve kan izleri olduğunu, ellerinin ise bağlı olduğunu gördü.